Antalya Çıkışlı Turlar - Öz Antalya Turizm Seyahat
ANASAYFA HABER ARA ARŞİV GALERİ VİDEO ANKET SİTENE EKLE RSS İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
HASANKEYF TARİHİ

HASANKEYF TARİHİ

Tarih 09 Aralık 2010, 21:49 Editör

HASANKEYF TARİHİ

HASANKEYF TARİHİ
Hasankeyf’in Türk-İslam tarihi ve medeniyeti açısından önemli bir yeri vardır. “Hısnıkeyfa”olarak anılan bu şehir, “Kaya Kale” şeklinde tercüme edilebilir.  Çeşitli kaynaklarda her kavmin kendi dilinde farklı telaffuz edildiği bu kelime, “korunmaya müsait” anlamına gelmektedir. Kale yekpare taş kitlenin oyulması suretiyle oluşturulmuştur.
Hasankeyf tarih ve doğanın barışık olduğu bir yerdir. Hasankeyf’in Türk İslam Tarihi ve Medeniyeti açısından önemli bir yeri vardır. Hısn Keyfa olan bu şehrin adı “Kaya Hisarı” şeklinde tercüme edilir. M. Streck’in belirttiğine göre Hısn Keyfa adının muhtemel olarak Asurca olduğu, “Kipani” kelimesinden geldiğini iddia etmektedir. Eski tarih ve kavimlerde bu tür kelimelerin anlamı “korunmaya müsait” yer anlamına geldiği  belirtilmektedir.  Kale’nin yekpare taştan olmasından dolayı buraya Süryanice’de Kayataş manasına gelen “Kifa” kelimesinden geldiğini, Roma tarihçileriyse  buraya “Kipas veya Cepha”dendiğini ifade etmişlerdir.           
Hasankeyf’in ne zaman kurulduğu konusu, eldeki bilgi ve belgelerin yeterli olmaması nedeniyle şimdiye kadar karanlıkta kalmıştır. Kuruluşu hakkındaki görüşler bir ihtimal olmaktan öteye gitmemiştir. Şehrin jeolojik yapısı ile mesken olarak kullanılan çok sayıdaki kayalara oyulmuş konutları (mağaralar)  Hasankeyf’in Urartu dönemine kadar uzanan bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.
            Hasankeyf, Diyarbakır, Cizre şehirleri arasında önemli bir kara ve su yolu güzergâhında olup, savaşların olması ve ticaret yollarının buradan geçmesi bir yerde Hasankeyf’i kültürlerin kavşak noktası haline getirmiştir. İran ve İç Asya Kültürleri, Doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerini barındırdığından, Romalılar, İran sınırını denetim altında tutabilmek için Hasankeyf’e kale inşaa etmişlerdir. Miladi III. Asırda İranlılar Mezopotamya’yı ele geçirince Roma İmparatoru Diyokletion harakete geçerek, bütün Mezopotamya ve Dicle Nehrinin doğusundaki bütün yerleri aldı. M.S. 363 yılında Hasankey’in Bizanslıların denetiminde olduğu ve 451 yılında Bizanslıların yaptırdıkları kale ve korunma amaçlı yapıtları ile  şehrin denetimine müslümanlar tarafından feth edilene kadar sahip olmuşlardır. Hicri 17. yılda Hasankeyf İslam Orduları tarafından ele geçirilmiştir. Sırasıyla Emeviler ve Abbasiler döneminden sonra, Hamdaniler (906-990),Mervaniler (990-1096) denetiminde kalarak daha sonra Artukoğularının eline geçmiştir. Artuklular, Türkmen sülalesinden olup,Hasankeyf’e  en parlak dönemi yaşatmışlardır. Artukoğulları Hasankeyf ile beraber Diyarbakır, Mardin ve Harput’ta hüküm sürmüşlerdir. Seçuklu Sultanı Alparslan ve Melikşah gibi değerli devlet adamlarının, ileri gelen komutanlarından Emir  Artuk, 1071 Malazgirt Savaşından sonra bölgeyi Selçukluların hakimiyetine katarak Selçuklulara önemli bir katkıda bulunmuştur. Artuk oğlu Sökmen 1101 yılında Hasankeyf’i ele geçirip burada önemli tarihi ve mimari eserler yaptırmıştır. Böylece devlet idaresinde yeniden bir yapılanmaya gidilmiştir. Göçebelik hayatından yerleşik sisteme geçilmiştir. Yönetimin halk kitlelerine dayanması, Artuklulara bağlı bölgelerde yarı müstakil bir hükümranlık anlayışıyla divanlar oluşturulmuştur.
            Haçlı akımlarına rağmen ilim, sanat ve kültürel sahada hiçbir gevşeme gösterilmemiş olup, büyük çalışmalar yapılmıştır. Darphaneler kurulup devletin iktisadi yapısı hep canlı tutulmuştur. İlime ve ilim adamlarına büyük önem verilmiş, Hasankeyf şehir kalesine su getirilerek önemli bir teknik deha yaratılmıştır. Mekanik alanda kitaplar yazılmış, makineler, pompalar, fıskiyeler, su terazileri ve musiki aletleri yapılmıştır.
            1232 yılında Eyyübi Sultanı El-Kamil El-Malik tarafından Hasankeyf ele geçirilmiştir. Ortaçağın ve şarkın en kuvvetli devletlerinden olan Eyyübiler, Mısır, Suriye ve Yemen’de hüküm sürmüşlerdir. Böylece Eyyübi Hükümdarlarının şehri ele geçirmeleri ile birlikte 130 senelik Artukoğulları dönemi sona ermiştir.
            Selahaddin’i Eyyübiden sonra Eyyübiler bir çok emirliklere ayrılmış Hasankeyf Eyyübi Hükümranlığı da bunlardan biridir. Eyyübiler çok önemli eserler yaptırmış, ilim, sanat ve kültürel alanda miraslar bırakmışlardır. Özellikle mimari sahada faaliyet gösteren Eyyübilerin, bir prensliği gibi Hasankeyf Eyyübileri diye tarihte yer edinmiştir. Moğollar burayı ele geçirerek yağma ve tahrip etmişlerdir. Bu tahrip ve yağma çok ağır olmuş, Hasankeyf bir daha eski özelliğini ve halini bulamamıştır.
            Eyyübiler’den sonra Hasankeyf’e Akkoyunlular hakim oldu. 15. y.y. başına kadar hüküm sürdüler. 1473 yılında Uzun Hasan ve Fatih Sultan Mehmet arasında yapılan Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey şehit olmuş ve Hasankeyf’te Dicle Nehri kenarında gömülmüştür.  Akkoyunlular’dan sonra Hasankeyf İran Safavilerinin hâkimiyetine geçmiştir. 1515 tarihinde Yavuz Sultan Selim’in Doğu Seferi ile birlikte Hasankeyf Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bu dönemde Hasankeyf çevredeki aşiretleri idare eden merkezi bir hanedanlık konumunda olup, buna paralel olarak iktisadi ve ticari yapıda büyük bir gelişme göstermiştir. Bu dönemde şehir nüfusunun 10.000 civarında olması ise Hasankeyf’in büyük bir yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Ortaçağ tarihi ve yapıtlarından anlaşıldığı üzere, insanlar yazları serin kışları sıcak ve ortaçağ şartlarında modern ev hayatlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Hasankeyf’te kültür ve uygarlıkların kaynaştığı,  tarihte ilk bağımsız, Doğu Hindistan Cemaatlerinden birinin burada yerleştiği, ayrıca Yahudilerin burayı önemli bir yerleşim birimi olarak gördükleri,  bu tür sosyal karmaşaların aydınlatılması ihtiyacı ise bölgede bir İslami Rönesans oluşumuna sebep olmuştur. 
            Katip Çelebi evvelce buraya Ras’algül dendiğini, Kadıköy veya Kefa olarak anıldığını, tarihçi Taylor’a  göre Arap litaretüründe Sebat ve Aghval yani birbirinden ayrı yedi dar ve derin vadinin kenarlarından, bir merkeze doğru uzanmış ve mağaralardan dolayı bu ismi aldığı  belirtilmektedir.
Hasankeyf İlçesi Yurdumuzun  Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Batman İline bağlı, Dicle Nehrinin doğu kıyısında yer almaktadır. Güneyinde Güneydoğu Midyat Dağları, Kuzeyinde ise Petrol Mahzeni Raman Dağları bulunmaktadır. İlçe Merkezi Batman İl merkezine 37 km. mesafede olup, ortaçağ dünyasının kültür, ticaret ve siyaset odaklarının bütünleştiği, ihtişamlı ve  gizemli bir antik kenttir.
Küçük Saray         :
M. 1328 yılında Eyyubi Muciriddin Muhammed tarafından, Mardin Artuklularından Hasankeyf’e getirilecek “Gelin” için yaptırılmıştır. Kuzey cephesindeki pencerenin üzerinde yer alan karşılıklı iki aslan kabartması ve aralarındaki kufi yazılar, dış cephelerinde yer alan alçı süslemeleri dikkat çekicidir.
Tarihi kaynaklarda dış cephesinin altın yazılarla ve şiirlerle süslendiği yazılmaktadır. Ancak bugün bunların izine rastlanılmamaktadır.
BÜYÜK SARAY

Kalenin kuzeyinde yer almaktadır. Kitabesi olmadığından ( halen kazı çalışmaları devam etmektedir.) ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir; ancak yapının (taş oyması ve üzerindeki işlemeler.) Artuklular’a ait olduğu tahmin edilmektedir. Yapının en önemli özelliği binadan bağımsız ve giriş kapısının hemen karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Bu kule paratoner (yıldırımlık) veya gözetleme kulesi olabileceği tahmin edilmektedir. Kulenin içinde eritilmiş kurşun ve demir bulunmasından dolayı kulenin alt kısmı aşınmasına rağmen zamana meydan okurcasına Dicle ye bekçilik etmektedir.
Tarihi Hasankeyf köprüsü :
Üzerinde kitabesi olmamakla birlikte Artuklular tarafından 1140 dolayında yapılmıştır. Ortaçağın en büyük taş köprüsüdür. İki orta ayak arasındaki açıklık 40 metredir.
Bir başka Artuklu eseri olan Malabadi Köprüsü ile benzerlik göstermektedir. Köprünün bir özelliği de en büyük kemerin orta kısmının ahşap olmasıdır. Herhangi bir tehlike esnasında bu ahşap kısım kaldırılarak köprü ulaşıma kapatılırdı.
Bir diğer ilginç özelliği de köprü ayakları üzerindeki figürlerdir.
Köprü, 1349 yılında Eyyubi Melik Adil tarafından tamir edilmiştir. Akkoyunlular tarafından da tamirat gördüğü bilinmektedir.
Zeynel Bey Türbesi :
1462-1482 yıllarında hüküm süren Akkoyunluların, İlçede bıraktığı tek eserdir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’in Türbesidir. Akkoyunların Türkiye’deki ender eserlerinden biridir. Dıştan silindirik, içten sekizgen şekilde yapılmıştır.
Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuaz ve sırlı tuğla ile dört kuşak kufi yazı yazılmıştır. Birinci kuşak’ta “Allah” ikinci ve üçüncü kuşakta “Ahmet” devamında ard arda “Muhammed”, dördüncü kuşakta ise “Ali” yazısı yazılmıştır.
Giriş kapısı üzerindeki kitabeden türbenin Zeynel Bey’e ait olduğu anlaşılmaktadır.
Kale, mevcut yüzlerce mesken mağarasıyla, milattan binlerce yıl önce insanların yaşadığı bir yerdir. Şehir gibi, ilk defa insanların ne zaman yaşamaya başladıkları bilinmemektedir. M.S. 363 yılında Romalılar burayı sağlam kayalardan oluşan bir kale haline getirdiler. Tamamı tabii kayalardan oluşan kaleye,  biri doğudan, biri de batıdan olmak üzere iki yolla ulaşılmaktadır.
Artuklular döneminde, doğudaki yolu koruma altına alan, ard arda yapılmış yedi kapı olduğu bilinmektedir.
Kalenin kuzeyinde iki gizli merdivenli yol vardır. Bu merdivenlerden birinde tabii tahribat neticesi açığa çıkmıştır. İnsanlar tehlike sırasında bu yollarla nehirden su ihtiyaçlarını sağlamaktaydı.
Gerek Artuklular, gerekse Eyyubiler döneminde kaleye su çıkarılmıştır. Kalenin güneyinde su havuzu ve su  kanalları mevcuttur.
Kalede, Büyük Saray, Küçük Saray, Ulu Cami harabelerinin yanı sıra mezarlıklar, evler, türbeler mescidler ve  dokuma atölyeleri bulunmaktadır.
Kale Kapısı       :
Kapının üzerindeki kitabeye göre 1416 tarihinde Eyyubi Sultanı, Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Ön cephesinde kitabenin yanı sıra süsler yer alırken arka cephesinde moloz taşlardan yapılmış, muhafızların kullandığı mekanlar vardı. Bu mekanlar ve yolu koruma altına alan duvarlar yıkılmıştır.
İmam Abdullah Zaviyesi :
Hz. Peygamberin amcası Cafer-i Tayyar’ın oğullarından İmam Abdullah’ın türbesidir. Etrafındaki kalıntılardan türbenin bir külliyenin içinde yer aldığı anlaşılmaktadır.
Eyyubi hükümdarı Takyeddin Abdullah (1249-1294) zamanında, bir hizmetçinin rüyasında “burada İmam Abdullah’ın yattığını” görmesiyle buraya türbe daha sonra külliye yaptırmıştır.
Kapının üzerindeki kitabeden buranın 1478 yılında Akkoyunlular tarafından tamir edildiği anlaşılmaktadır.
Günümüze ulaşan orijinal ahşap oyma kapısı halen Diyarbakır Müzesi’nde koruma altına alınmıştır.
Sultan Süleyman Camii  :
Camii minaresi kaidesinin doğu cephesi üzerinde yer alan kitabeye göre, eser 1407 yılında Eyyubi Sultanı, Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Sultan Sülayman’ın mezarı ibadet mekânına girerken eyvanın doğusunda yer alan odacıkta bulunmaktadır.
Caminin ve minaresinin ne zaman yıkıldığı bilinmemekle beraber, cami minaresi, kaidenin dört cephesinde yer alan kufi yazılar, kaidenin yukarısındaki kuşaklarda yer alan, birbirinden farklı süslemelerle dikkatleri çekmektedir.
            Caminin kubbesi, kubbenin taçlandırdığı ibadet mekânının etrafı alçılarla süslenmiştir. Caminin güneyindeki Koç Camisi ile birlikte şehrin merkezini oluşturduğu ve geniş kapsamlı bir külliye içinde yer aldığı kalıntılardan anlaşılmaktadır.  

Kaledeki Ulu Camii    :
M. 1300 yılındaki Moğol istilasından sonra Eyyubilerin şehirde yaptrdığı ve günümüze ulaşan ilk önemli eserdir. Tarihi kaynaklardan eserin M. 1325 yılında Muciruddin Muhammed zamanında antik  kilise kalıntısı üzerinde yapılmıştır.
İbadet mekanının giriş kapısı üzerindeki kitabeden Eyyubi Sultanı, Süleyman zamanında tamir gördüğü, minaredeki kitabeden de minarenin 1520 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır.
           1396 yılında yapıldığı, üzerindeki yazıdan da anlaşılan cami minberine ait bazı ahşap parçalar halen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altındadır. Minberin ahşap süslemeleri hayranlık verici güzelliktedir.
Koç Camii   :

       Tam olarak kimin tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmemekle birlikte, bugünkü haliyle Eyyubi dönemine ait olduğu tahmin edilmektedir. Camide yer yer sökülmesine rağmen alçı süslemeler bulunmaktadır. Bunlar doğrudan doğruya İran’daki Büyük Selçuklu Stiline bağlıdır. Bu külliye içinde yer alan eserlerin ne zaman yıkıldığı bilinmemektedir.
Kızlar Camii     :
Üzerinde kitabesi olmadığından kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Eser gerçekte cami değil Eyyubi prenslerine ait bir anıt mezardır.
Şu anda sadece caminin kuzeydoğu köşesinde yer alan “mezar odası” kubbesiyle birlikte ayakta durabilmiştir. Diğer mezarlar tadile uğramıştır.
Yapının kuzey cephesinde tahripten kısmen kurtulan süsler, motifler eserin güzelliği ve orjinalliği hakkında insana fikir vermektedir.
El-Rızk Camii  :
Caminin girişindeki kitabeden, eserin 1409 yılında Eyyubi Sultan, Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabenin hemen altında bitkisel süsler içinde  Allah’ın doksan dokuz ismi yer alır.
Caminin gerçek ibadet mekanı yıkılmıştır. Sadece ibadet mekanının kuzey cephesi avlunun güneyinde yer almaktadır.
Eserin sağlam kalan tek bölümü minaresi ve anıtsal kapısıdır. Minare, çift yolludur. Minaredeki kufi yazılar, süsler ve motiflerle dikkatleri çekmektedir.


Bu haber 6515 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

G. Doğu Anadolu Bölgesi

Batman Gezi Rehberi

Batman Gezi Rehberi Batman Gezi Rehberi

Şanlıurfa Gezi Rehberi

Şanlıurfa Gezi Rehberi Şanlıurfa Gezi Rehberi

Mardin Gezi Rehberi

Mardin Gezi Rehberi Mardin Gezi Rehberi

Gaziantep Gezi Rehberi

Gaziantep Gezi Rehberi Gaziantep Gezi Rehberi

Facebook Tur Fotoğraf

ANKET

Turlarımız Hakkında Önerileriniz





Tüm Anketler

TARİH SAAT

HAVA DURUMU


MAİL LİSTESİNE KATIL

Mail Listemize Katılın
E-Mail:

Tursab Doğrulama


Öz Antalya Turizm Seyahat Acentası. Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı

Kurulum: Mehmet SÖKMEN